Sancak KARAAVCI – Kerim’in Kuyusu (Yeni)

Sancak KARAAVCI’nın burada tanıtımını yaptığımız ilk kitabından sonra çıkarmış olduğu ikinci kitabı olan “Kerim’in Kuyusu” adlı kitabından bir kaç pasajı sizlerle paylaşmak istedik. Kitabın ISBN Numarası: 978-605-12560-0-9, kitap Eser Ofset ve Matbaacılık tarafından basılmış durumda. Sancak KARAAVCI kitabını oğlu Kürşat KARAAVCI’ya itaf ederken şöyle bir not düşmüş: “Fıtratında Yaratanına karşı itiraz, isyan ve inkara yer olmayan MAHMUD KÜRŞAT KARAAVCI’ya ve şahsında bütün MAHMUD’lara ithaf ediyorum. Rabbim, onları Sana bizi de onlara hadim eyle.”

….

Allah’ı bilme olayında, bilmek fiili mastar olarak ele alındığında bildiğini zannedene fiilin mastar şeklinde kullanılması cazip gelebilir. Duyuru yapanları cesaretlendirmiş olabilir. Ve de mastar üzerinden saatlerce konuşmak insana güven verir. Ama fiil mastar olmaktan çıkarılıp zamana uygun çekimleri uygulandığında insanın içini bir sıkıntı kaplar. Örnek olarak bilmek fiilini dili geçmiş zamana uyguladığınızda yani “Allah’ı bildim.” dediğinizde nasıl bir yanlış içerisinde olduğunuzu hemen hissedersiniz, kuşatabilmişlik hemen kendini gösterir. Bildim diyebilenin kuşatabilmişliğinde kuşatılan Allah olarak. Uygulamalara devam edildiğinde iç sıkıntı daha da artar. Şimdiki zaman uygulandığında yine tedirginlik devam eder. Hem bildim ve hem de bilmeye devam ediyorum şeklinde bir ifade kullanmış olursunuz ki dili geçmiş zamandan da tehlikeli bir hale girersiniz ve de tedirginlik daha da artar. Gelecek zamana geçtiğinizde ise durum daha da vahimleşir yani ‘Allah’ı bileceğim’ şeklindeki bir ifade ile diğer iki zamana da meydan okurcasına ve de hiç kimsenin yardımı olmaksızın bir bilme olayından bahsedilir ki diğerlerine nazaran daha tehlikeli bir hâl alır. Bilmek mastarından türetilen zaman çekimlerinin uygulamaya sokulması gerçekten tehlikeli sonuçlar doğurur. O yüzden tartışmalarda kaçamak olarak daima fiil çekimleri ile cümle kurmak yerine mastar üzerinde dikkatleri kendi üzerinde toplamak hatip için kolay olduğundan daima –mek,  -mak eklerini kullanarak beğeni kazanma adına yaptığı bilinçli bir seçimdir. Konuşmacı başka türlü nasıl konuşabilsin ki çevresindekileri kendine hayran edebilme adına. Üstelikte –mekli,  – maklı konuşmak karşınızdaki muhatap için kendinizi üçüncü şahıs yerine koymuş olursunuz ki karşınızdakine muhatap olmaktan da kendinizi kurtarmış olursunuz. Tabii bu da hileli bir davranış biçimidir. Hiç mastarın çekimlerini kullanıp da kişi kendini zora sokar mı? Nasıl bir bilmek, nasıl bir bulmak, anlaşılır gibi değil.Yani kendini kabul ettirebilme adına kullandığı cümleleri mastar şeklinde sunabilen kendine ait düşüncelerin kabulü için gereken gayretin sarf edilmesinden başka bir şey değildir. Bu şekilde davranabilen birinin kalbinin titremesinden bahsetmek mümkün müdür? Bırakın kalbinin titremesini başka şeylere sevinmediği nasıl olur da anlaşılamaz? Bütün bunlar hükmedebilme ve kendini kabul ettirebilme adına isteyerek yapılan yanlışlar değil midir?…

….. YUNUS – 66 ” İyi bilin ki, göklerde ve yerde kim varsa hepsi Allah’ındır. Allah’tan başkasına yalvaranlar (gerçekte koştukları) ortaklara uymuyorlar, onlar sadece zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan söylüyorlar.”

“… Hani kendi verdiği hükme yahut karara uyarken, var eden olmadığını açığa vurmuş, ama kendi kararına uymakla da kararını var eden durumuna geçirmiş; yalanı, yalanını dile getirmiş olur. Kısacası, var eden akıl, var eden olmayı kabullenmediği halde, nasıl olur da akıl tarafından var edildiği zannedilen hüküm, var eden olmayı kabullenmiş olabilir. YALAN OLAN BU DEĞİL MİDİR? Bu kadarını sezmiş, bu kadarını anlamış olan akıl, nasıl olur da bu derece şaşırabilir? Ali KARAAVCI – ERDEM s.12”