Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Bir İttihatçı/ Kâzım Yurdalan

Atatürk Üniversitesi Atatürk İlke ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Dr. İsmail Eyyüpoğlu’nun hazırladığı “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Bir İttihatçı/ Kâzım Yurdalan (1881 / 1962)” adlı araştırma çalışmasını yayınladı.

Eyyüpoğlu, sekiz bölümden oluşan 603 sayfalık çalışmasında askerlik yaşamı dışında Erzurum Belediye Başkanlığı da yapan Kâzım Yurdalan’ın yaşam öyküsünü derinlemesine yaptığı bir araştırma ile gün yüzüne çıkarıyor.
Eyyüpoğlu, kitabın önsözünde, “Kazım Yurdalan yıkılan bir imparatorluğa ve onun küllerinden kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün safhalarına tanıklık etti. Cüssesinin küçüklüğünden ötürü ‘Küçük Kâzım’ olarak şöhret kazandı. Hayata bakışı ve olayları algılayışı onu diğer akranlarından ayırt eden temel özelliklerinden biriydi. Cesur olduğu kadar zekiydi,” saptamasını yapıyor.
Kâzım Yurdalan’ın İttihat ve Terakki’ye mensup bir asker ve sivil yönetici olduğunu hatırlatan Eyyüpoğlu, “O, yıkılan bir imparatorluğun küllerinden bağımsız, hür Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran iradenin sorumluluk sahibi bir ferdi idi. Ülkesi için çalışmaktan bir an olsun yorulmadı. Erzurum Belediye Meclisi’nin 31 Mayıs 1946’da gerçekleştirilen toplantısında bu durumu, ‘Vazife itibariyle yaşımın ilerlemiş olmasına rağmen eğer Allah günü kırk sekiz saat yaratmış olsaydı, bu kırk sekiz satı çalışabilseydim, vazifemi ifa etmemiş sayılırdım.’  sözleriyle dile getirmiştir,” dedi.
Yurdalan’ın hayatından satır başları
Kâzım Yurdalan’ın Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluşu, Erzurum Kongresi’nin toplanması ve Cumhuriyetten sonra da şehrin kalkınması için önemli çalışmalar yaptığını hatırlatan Eyyüpoğlu, şu değerlendirmeyi yapıyor:
Kâzım Yurdalan (1881/2-1962) asker ve siyasetçi kimliği ile bir döneme tanıklık etti. Erzurum`un yerli ailelerinden Kazanasmazlara mensuptu. Babasının yönlendirmesiyle Mahalle Mektebi`nden sonra Askeri Rüşdiye ve İdadi`yi bitirdikten sonra Harb Okulu`na girdi. Harbiye`deki öğrencilik yıllarında tanıştığı İttihatçı fikirlerin takipçisi oldu. 1902`de Harbiye`den mezun olduktan sonra Erzurum`da görev yaparken 1905`de başlayan 1906 ve 1907`de gittikçe şiddetlenen Erzurum isyanında yer alan zabitler arasındaydı. II. Meşrutiyet’in İlanı’ndan önce Harbiye`den tanıdığı ve büyük saygı duyduğu Ömer Naci ve Halil (Enver Paşa`nın amcası) Bey ile İran`daki hürriyet mücadelesine katıldı. İkinci Meşrutiyet`in ilanından sonra piyade sınıfından ayrılarak jandarmaya geçti. Muş`ta ve Pazar`da (o dönemki adı ile Atina) görev yaptı. Ermeni ve Rum çeteleriyle mücadele etti. 1914`te I. Dünya Savaşı`nın başlamasıyla Kafkas Cephesi`nde görev aldı. İlk önce Ermeni Taşnak çeteleriyle sonra da Ruslarla zorlu bir mücadeleye girdi. Erzurum`un işgale uğramasına tanıklık etti. Savaşın son yılında Elviye-i Selâse`nin anavatana katılma sürecinde, bu bölgede Jandarma Teşkilatı`nı kurmakla görevlendirildi. Burada yaptığı çalışmalarla herkesin takdirini kazandı. 30 Ekim 1918`de Mondros Mütarekesi imzalandıktan sonra yurt genelinde işgal tehlikesi baş gösterince, görev yeri olan Trabzon`da kendisi gibi İttihatçı kökenden gelen dava arkadaşları ile toplantılar yaptı. Onları örgütlenmeleri konusunda yönlendirerek, Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti`nin kurulmasına katkıda bulundu. Mütarekenin ağır siyasi ve askeri baskısı altında, acımasızca başlatılan İttihatçı avından payına düşeni aldı. Yargılanması için hakkında işlem başlatıldı. Binbaşılıktan emekliliğini isteyerek Erzurum`a geldi. İttihatçı bir yapılanmanın içerisinde yer aldı. Gizli surette örgütlenmiş olan İstihlâs-ı Vatan Cemiyeti`nin çalışmalarına katıldı.
Mondros Mütarekesi`nin ağır şartlan, büyük bir tehlikeyi de beraberinde getiriyordu. Birlik ve beraberlik sağlanmadığı müddetçe bu bölgede Ermenistan`ın varlığı kaçınılmazdı. İzmir`in işgalinin doğudaki yansıması bu endişeyi daha da büyüttü. Kâzım Bey, kendisi gibi vatansever arkadaşlarıyla bu tehlikeye karşı önlemler almaya başladı. Bu amaçla Vilâyât-ı Şarkiyye Müdâfaa-ı Hukûk-ı Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesi`nin faal hale gelmesinde büyük katkıları oldu. Trabzon`daki milli cemiyet ile yapılan iş birliği Erzurum Kongresi`ni vücuda getirecekti. Mustafa Kemal Paşa`nın Erzurum`a geldiği günlerde Kongre`nin toplanma hazırlıkları da son safhasına ulaşmıştı. Onun askerlikten istifasından sonra Rauf Bey ile birlikte kongre delegesi olması için yerini bırakan, iki kişiden birisiydi. Kongrede alınan kararlarının milli amaçlar doğrultusunda şekillenmesinde önemli rol oynadı. Mustafa Kemal Paşa`nın Sivas Kongresi`ne katılmak üzere Erzurum`dan ayrılmasından hemen önce, ona Erzurum hemşeriliğini teklif eden ve yol giderlerini karşılamak için gerekli maddi kaynağı bulan da Kâzım Bey`di.
Büyük Millet Meclisi açıldıktan sonra duyulan lüzum üzerine, yeniden askerlik mesleğine dönüş yaptı. Doğu Cephesi`nde başlatılan ileri harekâtta görev alarak Kars`a ilk giren birliklerin başındaki kumandanlardan birisiydi. Bu kutlu zaferden ötürü Soyadı Kanunu çıktığında “Yurdalan ” soyadını alacaktı. Doğu Harekâtı`nın ilerleyen safhasında da emrindeki XXIX. Alay ile katılmış ve Gümrü Bölge Kumandanlığı`na getirilmişti. Bu cephedeki başarısından ötürü Büyük Millet Meclisi tarafından rütbesi yarbaylığa yükseltilmişti. 1921`in bahar aylarında ikinci kez giyindiği üniformasını çıkaracak ve Kars`a yerleşerek kendisine yeni bir hayat kuracaktı. Cumhuriyet`in ilanından sonra uzun bir süre burada ikamet edecekti. Sınır şehri olmasından ötürü ticaret oldukça canlı idi. Kâzım Bey`de kurduğu ortaklık ile akaryakıt, halı, un ticareti ile uğraşacaktı. Yeni kurulan devletin kalkınması için sorumluluk üstlenmekten de geri kalmayacaktı. Fakat dönemin şartlan itibarıyla bunu Cumhuriyet Halk Fırkası `nın bir alt kuruluşu olan Halkevlerinin çatısı altında gerçekleştirmeye çalışacaktı. Aktif siyasetten ziyade halkın sorunlarını çözmeye yardımcı olmayı düşünecekti. Kars`ın ticari sorunlarını içinde bulunduğu her sosyal ortamda ifade edecek hatta üreticinin kârını artırması için makaleler kaleme alacaktı.
Askerî geçmişi başarılarla dolu olan ve Ermeni çeteleriyle mücadele eden Kâzım Bey`e Kars`ta bir suikast düzenlendi. Bu kötü olay beraberinde ticari konulardaki başarısızlığı da getirince 1935`te Kars`tan ayrılmak zorunda kaldı.
Trabzon, Nafıa Komiserliği`ne getirildi. IlI. Umûm Müfettişlik makamında bulunan Tahsin Uzer`le yaşadığı sıkıntılardan ötürü buradan da ayrıldı. Yüksek Mühendis Mektebi İdare Müdürlüğü`nü üstlendi. Dönemin bakanlarından Ali Çetinkaya ile olan dostluğu sayesinde gerçekleşen bu memuriyetlerin son durağı Konya oldu. Orada da Nafıa Komiserliği görevine devam etti. Geniş ailesinin ekonomik sorunlarını çözebilmek için Türk Hava Kurumu Konya Şubesi`nin yöneticisi oldu. 1945`de bu görevinden de ayrılarak Erzurum Belediye Başkanlığı`na getirildi. Erzurum`un su, kanalizasyon ve temizlik sorunlarıyla mücadele etti. Şehirde imar faaliyeti başlattı. Belediyenin dar bütçesine rağmen halkın işbirliği ile birçok sorunun üstesinden gelmeyi başardı. 1950`de Erzurum Belediye Başkanlığı görevinden istifa ederek yapılacak genel seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi`nden milletvekili adayı oldu. Demokrat Parti`nin yurt çapında halkın desteğini almasından ötürü seçimleri kaybetti. Bir müddet ilerlemiş yaşına rağmen Aşkale Kükürtlü Kömür Ocaklarında idarecilik yaptı. Yakalandığı amansız bir hastalığın sonucu olarak 13 Kasım 1962`de öldü. Mezar taşında yazılı olan şu cümle hayata bakışının adeta bir özetidir: `İNKILÂPÇININ MADDİ VARLIĞI İÇİNDE YATTIĞI TOPRAK OLMALIDIR”.
Eyyüpoğlu’nun kitabına Atatürk İlke ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü’nden sahip olunabilir.